Paris Anlaşması’nın İlk Küresel Değerlendirmesi: COP28’in Çıkarımları
12 Aralık 2015’te kabul edilen ve 4 Kasım 2016’da yürürlüğe giren Paris Anlaşması, iklim değişikliğiyle küresel ölçekte mücadelede en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilmektedir. Anlaşma, sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun azaltılması hedefleriyle uyumlu biçimde, iklim değişikliğinin yarattığı tehditlere karşı uluslararası iş birliğini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede temel hedef; küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere kıyasla 2°C’nin oldukça altında tutmak ve mümkün olduğu ölçüde 1,5°C ile sınırlandırmak için çaba göstermektir. Paris Anlaşması aynı zamanda ülkelerin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum kapasitesini artırmasını, iklim direncini güçlendirmesini, gıda üretimini tehdit etmeyecek şekilde düşük emisyonlu kalkınmayı desteklemesini ve finansal akışları düşük sera gazı emisyonlu, iklime dirençli kalkınma hedefleriyle uyumlu hale getirmesini öngörmektedir.
Paris Anlaşması’nın merkezinde, ülkelerin kendi koşulları, kapasiteleri ve sorumlulukları doğrultusunda hazırladığı Ulusal Katkı Beyanları yer almaktadır. Anlaşmanın 4. maddesi uyarınca her taraf ülke, ulaşmayı amaçladığı ulusal katkıyı hazırlamak, bildirmek ve sürdürmekle yükümlüdür. Bu beyanlar, ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltmaya ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamaya yönelik ulusal yol haritalarını ortaya koyar. Paris Anlaşması, bu taahhütlerin durağan kalmasını değil, zaman içinde güçlendirilmesini esas alır. Bu nedenle ülkelerin her beş yılda bir ulusal katkılarını güncellemesi ve her yeni beyanda önceki taahhütlere kıyasla daha ileri bir iddia düzeyi ortaya koyması beklenmektedir.
Bu sistemin en kritik tamamlayıcı unsurlarından biri de küresel durum değerlendirmesidir. Paris Anlaşması kapsamında tarafların, anlaşmanın uzun vadeli hedeflerine ulaşma yolunda kolektif ilerlemeyi düzenli olarak değerlendirmesi öngörülmüştür. İlk küresel durum değerlendirmesi 2023 yılında tamamlanmış; böylece ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadelede bugüne kadar ne ölçüde ilerleme kaydettiği, hangi alanlarda geride kaldığı ve önümüzdeki dönemde hangi başlıklarda daha güçlü adımlar atması gerektiği küresel ölçekte ele alınmıştır.
30 Kasım-13 Aralık 2023 tarihleri arasında Dubai’de düzenlenen COP28 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı, bu açıdan Paris Anlaşması’nın uygulanmasında özel bir dönüm noktası oldu. UNFCCC verilerine göre konferansa 150’den fazla devlet ve hükümet başkanının yanı sıra ulusal delegasyonlar, sivil toplum kuruluşları, iş dünyası, gençlik temsilcileri, vakıflar ve uluslararası kuruluşlardan yaklaşık 85.000 kişi katıldı. COP28’i önceki iklim konferanslarından ayıran temel unsur, Paris Anlaşması kapsamındaki ilk küresel durum değerlendirmesinin bu konferansta tamamlanmasıydı.
İlk küresel değerlendirme, dünyanın iklim değişikliğiyle mücadelede henüz gerekli hızda ilerlemediğini açık biçimde ortaya koydu. Sera gazı emisyonlarının azaltılması, iklim değişikliğine karşı dirençliliğin artırılması, kırılgan ülkelerin finansal ve teknolojik olarak desteklenmesi gibi temel alanlarda kaydedilen mesafenin yetersiz olduğu vurgulandı. Bu tespitler doğrultusunda ülkeler, 2030 yılına kadar iklim eylemini hızlandırma yönünde ortak bir irade ortaya koydu. COP28 kararları, bir sonraki ulusal iklim taahhütlerinde fosil yakıtlardan uzaklaşma, yenilenebilir enerji kapasitesini artırma ve enerji verimliliğini güçlendirme yönündeki çağrıları da içerdi.
COP28’in en dikkat çekici çıktılarından biri, iklim değişikliğiyle mücadelede yalnızca emisyon azaltımının değil, uyum politikalarının da aynı ölçüde kritik olduğunun altının çizilmesi oldu. İklim değişikliğinin etkileri artık yalnızca çevresel bir risk olarak değil; tarım, gıda güvenliği, altyapı, ticaret, finansman, sigorta, enerji arzı ve tedarik zincirleri üzerinde doğrudan sonuçlar doğuran çok boyutlu bir kalkınma meselesi olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle ülkelerin iklim risklerine karşı hazırlıklı olması, orta ve uzun vadeli uyum stratejileri geliştirmesi ve bu stratejileri uygulanabilir projelere dönüştürmesi giderek daha hayati hale gelmektedir.
Bu kapsamda Ulusal Uyum Planları, COP28’in öne çıkan başlıklarından biri oldu. Ulusal Uyum Planları, ülkelerin iklim değişikliğinin mevcut ve beklenen etkilerine karşı hangi sektörlerde, hangi önceliklerle ve hangi araçlarla uyum sağlayacağını ortaya koyan stratejik belgelerdir. Ancak COP28 sırasında yapılan değerlendirmelerde, Ulusal Uyum Planlarının hazırlanması ve uygulanması konusunda küresel ilerlemenin oldukça sınırlı kaldığı görüldü. UNFCCC’ye göre, bu sürecin başlatılmasından 13 yıl sonra yalnızca 52 ülke Ulusal Uyum Planı sunmuş durumdaydı. Bu sayı, gelişmekte olan ülkelerin üçte birinden biraz fazlasına, en az gelişmiş ülkelerin yaklaşık yarısına ve gelişmekte olan küçük ada devletlerinin yaklaşık üçte birine karşılık gelmektedir.
Bu tablo, iklim değişikliğine uyum alanında planlama ile uygulama arasındaki boşluğun hâlâ önemli ölçüde devam ettiğini göstermektedir. Ülkeler iklim risklerini tanımlama ve stratejik belgeler hazırlama konusunda belirli bir ilerleme kaydetmiş olsa da bu planların somut, finansmanı sağlanmış ve ölçülebilir projelere dönüştürülmesi konusunda ciddi zorluklar bulunmaktadır. Özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından finansmana erişim, teknik kapasite, proje geliştirme yetkinliği ve kurumsal koordinasyon, uyum politikalarının uygulanmasında belirleyici engeller arasında yer almaktadır.
COP28’te yapılan değerlendirmeler, uyum projelerinin geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi için finansmana erişimin temel şart olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Mevcut iklim finansmanı kaynakları bulunsa da bu kaynaklara erişim, özellikle gelişmekte olan ülkeler için karmaşık ve zaman alıcı süreçler nedeniyle sınırlı kalabilmektedir. Bu nedenle yalnızca finansman hacminin artırılması değil, aynı zamanda finansmana erişim mekanizmalarının sadeleştirilmesi, hızlandırılması ve daha etkin hale getirilmesi de önem taşımaktadır. Yeşil İklim Fonu gibi uluslararası finansman mekanizmalarının, Ulusal Uyum Planı hazırlamış ülkelerin uygulama projelerine daha kolay ve hızlı erişimini desteklemesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Bununla birlikte, iklim finansmanına erişim yalnızca kaynak bulma meselesi değildir. Uyum önceliklerinin yatırım yapılabilir projelere dönüştürülmesi, ulusal ve yerel düzeyde güçlü bir proje geliştirme kapasitesi gerektirir. Tarım, su yönetimi, kıyı koruma, enerji altyapısı, afet yönetimi, lojistik ve tedarik zinciri gibi alanlarda uyum yatırımlarının tasarlanması; teknik, finansal ve kurumsal uzmanlığın birlikte çalışmasını zorunlu kılmaktadır. Bu noktada kamu otoriteleri, uluslararası kuruluşlar, kalkınma finansmanı kurumları, bankacılık sektörü ve özel sektör arasında daha yakın bir iş birliği ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.
COP28’in ortaya koyduğu bir diğer önemli mesaj, iklim eyleminin artık yalnızca kamu politikalarının konusu olmadığıdır. Finansal kuruluşlar, yatırımcılar ve şirketler, düşük karbonlu ve iklime dirençli ekonomiye geçiş sürecinin doğrudan aktörleri haline gelmiştir. Finans akışlarının Paris Anlaşması’nın hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi, sürdürülebilir finansman ürünlerinin geliştirilmesini, iklim risklerinin kredi ve yatırım kararlarına daha etkin biçimde yansıtılmasını ve yeşil dönüşümü destekleyen projelerin ölçeklendirilmesini gerekli kılmaktadır.
Bu dönüşüm, dış ticaret açısından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Küresel ticaretin giderek daha fazla sürdürülebilirlik kriterleriyle şekillendiği bir dönemde, şirketlerin karbon ayak izini azaltması, tedarik zincirlerini iklim risklerine karşı dayanıklı hale getirmesi ve çevresel standartlara uyum kapasitesini geliştirmesi rekabet gücünün ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Bu nedenle COP28’in çıktıları, yalnızca iklim diplomasisi bakımından değil; finansman, ticaret, yatırım ve kurumsal strateji açısından da yakından izlenmesi gereken bir çerçeve sunmaktadır.
Önümüzdeki dönemde ülkelerin sunacağı yeni Ulusal Katkı Beyanları, COP28’in gerçek etkisini belirleyecek temel göstergelerden biri olacaktır. Paris Anlaşması’nın beş yıllık döngüsü, ülkelerden yalnızca mevcut taahhütlerini tekrar etmelerini değil, daha güçlü ve uygulanabilir hedeflerle ilerlemelerini beklemektedir. Bu yeni taahhütlerin, ilk küresel durum değerlendirmesinde ortaya konulan eksiklikleri dikkate alması ve özellikle 2030’a kadar hızlandırılmış iklim eylemine somut katkı sağlaması gerekmektedir.
COP28, küresel iklim eylemi açısından hem bir uyarı hem de yeni bir başlangıç niteliği taşımaktadır. İlk küresel değerlendirme, dünyanın Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak için daha hızlı, daha kararlı ve daha bütüncül hareket etmesi gerektiğini açıkça göstermiştir. Bundan sonraki süreçte başarı; emisyon azaltım hedeflerinin güçlendirilmesi, uyum planlarının uygulanabilir projelere dönüştürülmesi, iklim finansmanına erişimin kolaylaştırılması ve kamu-özel sektör iş birliğinin derinleştirilmesiyle mümkün olacaktır.
İklim değişikliğiyle mücadelede yeni dönem, yalnızca hedef açıklayan ülkelerin değil, bu hedefleri finanse eden, uygulayan ve ekonomik yapıya entegre eden tüm aktörlerin sorumluluk üstlendiği bir dönem olacaktır. COP28’in en önemli mesajı da tam olarak budur: Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşmak için artık değerlendirme aşamasından uygulama aşamasına geçmek ve iklim eylemini kalkınma, finans ve ticaret politikalarının merkezine yerleştirmek gerekmektedir.