Amerika Kıtası Ekonomik Görünümü: 2025-2026 Beklentileri
Küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı bir dönemde Amerika kıtası ekonomileri, farklı dinamiklerle şekillenen ancak ortak kırılganlıklar taşıyan bir görünüm sergiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde politika önceliklerinin yeniden tanımlanması, Kanada ve Meksika’da ticaret ilişkilerinin dönüşmesi, Arjantin’de kırılgan toparlanma süreci ve Brezilya’da sıkı finansal koşullar, bölgenin ekonomik görünümünü belirleyen başlıca unsurlar arasında öne çıkıyor.
2025 yılı itibarıyla kıta genelinde büyüme performansı, yalnızca iç talep ve yatırım eğilimleriyle değil, aynı zamanda korumacı ticaret politikaları, tarife uygulamaları, para politikası tercihleri ve mali dengelere ilişkin kaygılarla da yakından bağlantılı hale gelmiş durumda. Bu nedenle Amerika kıtası ekonomilerinde orta vadeli görünüm, güçlü fırsatlar kadar önemli aşağı yönlü riskleri de barındırıyor.
ABD Ekonomisinde Belirsizlik ve Politika Dönüşümü
Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi, 2025 yılı itibarıyla karmaşık ve kırılgan dengelerin öne çıktığı bir makroekonomik zeminde ilerliyor. Yılın başından bu yana federal hükümetin ulusal öncelikleri yeniden şekillendirmeye yönelik politika adımları, hem iç ekonomik dengeler hem de dış ticaret ilişkileri üzerinde belirgin etkiler yaratıyor. Ancak bu politikaların uzun vadeli makroekonomik sonuçları henüz netleşmiş değil. Küresel ekonominin vereceği tepkiler, şirketlerin uyum süreçleri ve iç piyasadaki ayarlamalar, ABD ekonomisinin orta vadeli rotasını belirleyecek temel faktörler arasında yer alıyor.
Bu belirsizliğe ek olarak federal hükümetin yakın dönemde kapanması, ekonomik görünümün okunmasını daha da güçleştirdi. Üçüncü çeyrek GSYH verileri dâhil olmak üzere çeşitli veri açıklamalarının ertelenmesi, politika yapıcıların ve piyasa aktörlerinin mevcut tabloyu değerlendirmesini zorlaştırdı. Bu koşullar altında ABD ekonomisinin 2025 yılında yüzde 1,8, 2026 yılında ise yüzde 1,5 oranında büyümesi bekleniyor.
2025’in ilk yarısı, büyüme verileri açısından dalgalı bir seyir ortaya koydu. Ekonomi ilk çeyrekte yıllıklandırılmış bazda yüzde 0,6 daralırken, ikinci çeyrekte yüzde 3,8 oranında toparlandı. Ancak bu toparlanmanın arka planında, ekonomik aktivitedeki kalıcı bir güçlenmeden ziyade ticaret verilerindeki sert dalgalanmalar etkili oldu. Tarife açıklamalarının ardından ithalat ve ihracat işlemlerinin öne çekilmesi, büyüme göstergelerinde geçici ve yanıltıcı etkiler yarattı.
Harcamalar tarafında ikinci çeyrekteki iyileşme, ağırlıklı olarak ithalattaki düşüşten ve tüketici harcamalarındaki sınırlı toparlanmadan kaynaklandı. Bununla birlikte tüketimdeki artışın daha çok yüksek gelir gruplarında yoğunlaşması, iç talepte geniş tabanlı bir güçlenmeden söz etmeyi zorlaştırıyor. Aynı dönemde yatırım harcamaları ve ihracattaki gerileme, büyümeye yönelik olumlu katkıları önemli ölçüde sınırladı.
Enflasyon, Para Politikası ve Mali Açık Kaygıları
ABD ekonomisinde enflasyon görünümü de kırılganlığını koruyor. Ücret ve fiyat artışlarının Federal Rezerv’in hedefleriyle uyumlu seviyelere inmesine yönelik süreçte son aylarda ivme kaybı yaşandı. Buna rağmen işgücü piyasasında zayıflama sinyallerinin belirginleşmesi, para politikasında yeniden gevşeme alanı açtı.
Öte yandan ABD’nin mali açığına ilişkin endişeler finansal piyasalarda giderek daha fazla gündeme geliyor. Yüksek mali açık ve artan borç dinamikleri, uzun vadeli tahvil getirileri ile dolar varlıklarına yönelik risk algısı üzerinde baskı yaratabilecek unsurlar arasında değerlendirilmektedir.
Kanada’da Ticaret Gerilimlerinin Gölgesinde Düşük Büyüme
Kanada ekonomisi, değişen ticaret ilişkilerinin etkisiyle daha düşük bir büyüme patikasına girmiş görünüyor. Ticaret gerilimleri, ülkenin önümüzdeki yıllardaki ekonomik performansını sınırlayan temel unsurlardan biri haline geldi. Kanada ekonomisinin 2025 yılında yüzde 1,1, 2026 yılında ise yüzde 1,0 oranında büyümesi beklenirken, risklerin aşağı yönlü olduğu değerlendiriliyor.
2025’in ilk yarısında Kanada’da büyüme dalgalı bir seyir izledi. İlk çeyrekte yüzde 2,2 büyüyen ekonomi, ikinci çeyrekte yüzde 1,6 daraldı. Bu dalgalanmada, artması beklenen tarifeler öncesinde ihracatın geçici olarak öne çekilmesi etkili oldu. Ancak bu geçici destek ortadan kalktığında, ekonomik aktivitenin daha zayıf bir zemine oturduğu görüldü.
2025’in ikinci yarısı ve 2026 yılı için Kanada ekonomisinde toparlanma beklense de bu toparlanmanın oldukça sınırlı kalacağı öngörülüyor. Ticaret ilişkilerindeki dönüşümün Kanada ekonomisinin üretim, ihracat ve yatırım yapısını yeniden şekillendirmesi beklenirken, bu sürecin kısa vadede büyüme üzerinde baskı yaratması olası görünüyor.
Meksika’da Tarife Baskısı ve Zayıflayan Sanayi Üretimi
Meksika ekonomisi, Amerika Birleşik Devletleri ile olan yoğun ticaret bağları nedeniyle tarife politikalarından doğrudan etkilenen ülkelerin başında geliyor. 2024 yılında yüzde 1,4 ile sınırlı bir büyüme kaydeden Meksika’nın, 2025 yılında yüzde 0,8 oranında düşük bir büyüme göstermesi bekleniyor.
ABD’nin, Amerika Birleşik Devletleri–Meksika–Kanada Anlaşması (USMCA) menşe kurallarını karşılamayan Meksika menşeli ürünlere yüzde 25 tarife uygulaması, ülkenin ihracat sektörü üzerinde önemli bir baskı oluşturmuştur. Meksika’nın ABD pazarına yüksek bağımlılığı dikkate alındığında, menşe kurallarına uyum ve tedarik zinciri yeniden yapılandırması 2025 boyunca ihracatçı firmalar için kritik bir gündem haline gelmiştir. Nitekim yıl içinde firmaların USMCA uyum süreçlerini hızlandırması, tercihli ticaret rejiminden yararlanan ihracat payının belirgin biçimde artmasına katkı sağlamıştır.
Tarife oranlarının geleceğine ilişkin belirsizlik, yatırım kararlarını ve işletme harcamalarını olumsuz etkiliyor. Bu durum sanayi üretiminde yavaşlamaya, hanehalkı tüketiminde ise zayıf bir seyre yol açıyor. Daha destekleyici bir para politikası duruşu büyümeyi destekleyebilecek bir unsur olsa da sıkı maliye politikası bu etkiyi büyük ölçüde sınırlıyor. 2026 yılında büyümenin yüzde 1,4’e yükselmesi beklenmekle birlikte, dış koşulların zorlu yapısı nedeniyle ekonomik aktivitenin düşük tempoda kalacağı öngörülüyor.
Arjantin’de Toparlanma Var, Ancak Kırılganlıklar Sürüyor
Arjantin ekonomisi, iki yıl üst üste yaşanan daralmanın ardından 2025 yılında toparlanma sürecine girmiş durumda. Ekonominin 2025 yılında yüzde 4,0 oranında büyümesi bekleniyor. Bu toparlanmada, reel ücretlerdeki iyileşmeye bağlı olarak özel tüketimin canlanması ve iç kredi koşullarındaki gevşemeyle yatırım harcamalarının artması etkili oldu.
Madencilik ve enerji gibi çıkarıma dayalı sektörlerdeki güçlü performans da ihracatı ve genel ekonomik aktiviteyi destekleyen unsurlar arasında yer aldı. Ancak yılın ikinci yarısına doğru kırılganlıklar yeniden belirginleşti. Eylül ayında pesoda yaşanan keskin değer kaybı ve para biriminin değerini desteklemek amacıyla döviz rezervlerinde meydana gelen belirgin azalma, yılın ilk yarısında gözlenen büyüme ivmesini zayıflattı.
Dış finansman desteği ve likiditeye yönelik adımlar, piyasalardaki baskının kısmen hafiflemesine katkı sağlamış olsa da, döviz rezervleri ve kur oynaklığı Arjantin ekonomisi açısından temel kırılganlık alanları olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte hükümetin kamu harcamalarında agresif kesintilere gitmesi, özellikle kamu altyapı projelerindeki sert kısıntılar nedeniyle ekonomik aktiviteyi sınırlamaya devam edebilir. Ülkede yoksulluğun 2025’in ilk yarısında nüfusun yüzde 30’undan fazlasını etkilemesi, ekonomik toparlanmanın sosyal boyutunu daha da hassas hale getiriyor.
2026 yılında Arjantin’de büyümenin yüzde 3,2’ye yavaşlaması bekleniyor. Daha zorlu dış koşullar ve başlıca ihracat pazarlarında büyümenin ivme kaybetmesi, ülkenin daha güçlü ve dengeli bir genişleme sürecine girmesini sınırlayabilir.
Brezilya’da Sıkı Para Politikası ve Dış Talep Baskısı
Brezilya ekonomisinde büyümenin 2024 yılındaki yüzde 3,4 seviyesinden 2025 yılında yüzde 2,1’e gerilemesi bekleniyor. Bu yavaşlamada daha sıkı para politikası, yüksek borçlanma maliyetleri ve giderek daha elverişsiz hale gelen dış ekonomik ortam belirleyici rol oynuyor. Finansman koşullarındaki sıkılık, iç tüketim ve yatırım harcamaları üzerinde baskı yaratırken, dış talepteki zayıflama da büyüme görünümünü sınırlıyor.
Buna karşılık genişleyici maliye politikası duruşu, büyümeyi destekleyebilecek bir unsur olarak öne çıkıyor. Ancak ABD’nin 2025’te Brezilya’ya yönelik yeni tarife ve ticaret önlemleri, belirli ürün gruplarında maliyet baskısını artırarak Brezilya reali ve ihracat görünümü üzerinde ilave belirsizlik yaratmıştır. Bununla birlikte ABD’ye yapılan ihracatın Brezilya’nın toplam mal ihracatının yalnızca yüzde 12’sini oluşturması, tarife etkisinin sınırlanmasına katkı sağlayabilecek bir unsur olarak değerlendirilebilir.
2026 yılında Brezilya ekonomisinin yüzde 2,0 büyüme ile görece istikrarlı bir seyir izlemesi bekleniyor. Para politikasında daha az sıkı bir duruşa geçilmesi, kredi koşullarının gevşemesine yardımcı olabilir. Bu da iç tüketim ve yatırım harcamalarını destekleyerek büyümenin dengelenmesine katkı sağlayabilir.
Bölgesel Görünüm: Düşük Büyüme, Yüksek Belirsizlik
Amerika kıtası ekonomilerinin 2025 ve 2026 görünümü, ülkeler bazında farklılaşsa da ortak bir tema etrafında şekilleniyor: düşük büyüme, yüksek belirsizlik ve politika kaynaklı riskler. ABD’de mali açık ve para politikası dengesi, Kanada ve Meksika’da ticaret ilişkilerinin dönüşümü, Arjantin’de finansal kırılganlıklar ve Brezilya’da sıkı finansman koşulları, bölgesel görünümün temel belirleyicileri arasında yer alıyor.
Korumacı ticaret politikalarının yaygınlaşması, yalnızca doğrudan tarife uygulanan ülkeleri değil, tedarik zincirleri ve yatırım kararları üzerinden tüm bölge ekonomilerini etkiliyor. Özellikle Kuzey Amerika’da üretim, ihracat ve yatırım planlarının yeniden şekillenmesi beklenirken, Güney Amerika’da dış finansman koşulları ve emtia talebindeki gelişmeler büyüme performansı açısından kritik önem taşıyor.
Sonuç olarak Amerika kıtası, 2025 itibarıyla güçlü bir genişleme döneminden ziyade temkinli, kırılgan ve politika tercihlerine duyarlı bir ekonomik evreye girmiş görünüyor. Bölge ekonomilerinin orta vadeli performansı; ticaret gerilimlerinin nasıl yönetileceğine, para politikalarının ne ölçüde destekleyici hale geleceğine, mali dengelerin sürdürülebilirliğine ve küresel talep koşullarının seyrine bağlı olarak şekillenecek. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Amerika kıtası ekonomileri için en temel mesele, büyümeyi desteklerken finansal istikrarı ve sosyal dengeleri koruyabilecek bir politika bileşiminin oluşturulması olacak.